şarap tarihi

Şarap, tarih boyunca hem çok sevilmiş, adına şiirler yazılmış, tıbbi amaçlarla ya da hijyen için kullanılmış, aynı zamanda şeytanlaştırılmış, kötülenmiş ve yasaklanmış bir içkidir. Övüldüğü zamanlarda “kimyasal senfoni”, “şişelenmiş şiir” ya da “yakalanmış güneş ışığı” gibi adlarla anılırken, kötülenirken ise “mezar açtıran”, “ev yıkan” ve “umutları söndüren” olarak adlandırılmıştır. Tarih boyunca sevilmiş ve nefret edilmiş, ama hiçbir zaman tamamen unutulmamış bu içkinin, insanlıkla birlikte günümüze kadar taşınan öyküsüne göz atacağız.

Şarabın ilk ortaya çıkışı konusunda kesin bir şey söylemek zordur. Tarihsel açıdan şarap yapımına dair bir iz bulmak için, o dönemde kullanılan çömlekler ve kaplar gibi arkeolojik kalıntılar içinde bulunan üzüm çekirdekleri, şarap lekesi ya da şarap kalıntıları olduğu düşünülen bulgulara dayanarak tahminler yapılır. Bu yüzden herhangi bir bölgeyi ya da zamanı şarabın başlangıç noktası olarak belirlemek mümkün değildir.

Şarabın bulunması büyük ihtimalle tesadüfi bir şekilde gerçekleşmiştir. Çünkü üzümler bir arada toplandığında fermantasyon başlar ve üzüm suyu şaraba dönüşür. Bunun nedeni, üzümün şaraba dönüşmesini sağlayan tüm unsurları içinde bulundurmasıdır. Üzüm suyunun şaraba dönüşmesi için en önemli iki unsur maya ve şekerdir. Maya doğal olarak üzüm kabuğunda bulunurken, şeker ise üzüm suyunun içinde mevcuttur. Yine de şeker oranı sıcaklık ve coğrafi etmenlere dayanarak değişse de, maya ve şekerin fermantasyona girmesi alkolü ortaya çıkartır. Günümüzde sıkça konuştuğumuz şarabın kekremsiliği, aroması ve asiditesi gibi terimler, üzümün çekirdeğinden, suyundan ve kabuğundan gelir. Dolayısıyla üzüm, kendi başına şarap yapımını potansiyel olarak içinde barındırır. İnsanın üzümlerle ilişkisi, neredeyse insanlık tarihinin başlangıcına kadar uzandığı düşünüldüğünde, büyük ihtimalle insanlık şarabı oldukça eski bir dönemde tatmış olmalıdır.

Arkeoloji çalışmaları sırasında bulunan üzüm çekirdekleri, üzüm yetiştiriciliğinin milattan önce 7000 ile 5000 yılları arasında Türkiye’deki Çatalhöyük, Suriye, Lübnan’ın Byblos bölgesi ve Gürcistan’a kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle, Gürcistan’da bulunan “kvervi” adı verilen toprak kapların şarap yapımı için kullanıldığı düşünülmektedir. Bunlar genel olarak büyük toprak kaplardır ve şarabı korumak için toprak altına gömülürler. Böylece şarap, sıcaklık gibi etmenlerden ve en önemlisi oksidasyondan daha iyi korunur.

Orta Doğu’da, özellikle batı İran’daki Zagros dağlarında yapılan çalışmalarda ise çömleklerin içinde şarabı andıran lekelere ve reçine kullanımına rastlanmıştır. Bu nedenle, Basra Körfezi ile Hazar Denizi arasındaki bölgenin üzüm yetiştiriciliği için uygun bir bölge olduğu düşünülmektedir. Antik dönemde çam reçinesi, oksidasyonu önlemek, şarabı bakterilerden korumak ve kil kaplarını mühürlemek için sıkça kullanılan bir maddeydi. Bu yüzden reçine kullanımı, bölgede şarap tüketimini destekleyen oldukça güçlü bir kanıttır. Günümüzde retsina şarapları, bu tür reçineli şaraplara en yakın örnektir.

Şarap aynı zamanda kendini dinde de gösterir. Teolojik bir örnek vermek gerekirse, Nuh’un gemisi Ağrı Dağı’na indikten sonra Nuh bu bölgede şarap bağı kurmuştur. Bu yüzden Yahudilikte şarabın özel bir yeri vardır ve günümüzde kosher olarak üretilen şarap çeşitleri Yahudiler arasında özellikle önemli günlerde sevilerek tüketilir. Bununla birlikte, dinsel açıdan, şarap İslam’da yasaklanırken, Hristiyan inancında mezheplere göre farklılık gösterir. Bazı mezhepler şarabın yasaklanması gerektiğini öne sürerken, diğerleri serbest bırakmıştır. Ama aşırı şarap tüketimi ve sarhoşluk, ne antik dönemde ne de dinler tarihinde hoş görülmüştür.

Tarihsel olarak bakıldığında, kilisenin oldukça fazla şarap alanına sahip olduğu ve bu alanların çoğu zaman kiliseye bağışlandığı, karşılığında kilisenin bağış yapanları kutsadığı çokça görülmüştür. Ayrıca, bu bağış sistemi içinde keşişler büyük rol oynamış ve şarap yapımı konusunda edindikleri birçok bilgi, modern dönemde de kullanılmaktadır. Keşişlerin uzun yıllar şarap yetiştiriciliğiyle uğraştıkları için, özellikle Fransa’nın birçok şarap bölgesinde uygulanan methodlar geleneksel şarap yapımının ve Avrupa’daki şarap yasalarının temelini oluşturur.

Antik Mısır‘a geldiğimizde ise şarap, hanedan üyeleri, elitler ve din adamları gibi sınıflar tarafından tüketilirken, Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde şarabın her sosyal sınıf tarafından tüketilebilen bir içki olduğunu görüyoruz.

Bununla birlikte, şarap kullanımının 2000 yıllık bir tıbbi geçmişi vardır. Özellikle yaralanmalarda ya da cerrahi uygulamalarda şarabın antiseptik özelliğinden oldukça fazla yararlanılırdı; yaralanan bölgeler şarapla temizlenir, içme sularına şarap katılarak hastalıklardan korunmaya çalışılırdı. Örneğin, modern döneme yaklaşıldığında sanayi devrimiyle birlikte temiz su kaynakları oldukça azalmıştır. Bu nedenle, hastalıklardan korunmak için şarabın antiseptik özelliğinden yararlanılır ve şarap, içme sularına katılarak tüketilirdi.

Son olarak, günümüzde şarap üretimi ve tüketimi neredeyse dünyanın her yerinde yasalaşmıştır. Ozellikle Avrupa’da oldukça detaylı yasalar, örneğin hangi bölgede hangi üzüm kullanılacağı, alkol seviyesinin ne kadar olması gerektiği, hangi tekniklerle üretilmesi, sulama yapılıp yapılmaması gibi unsurlar yasaya bağlanmıştır.