antik yunan

Şarap yapımının Antik Mısır‘dan ilk olarak Girit’e geldiği, buradan da Antik Yunan medeniyetine yayıldığı düşünülür. Bu yeni topraklarda şarabın daha özgürleşmiş olduğunu görüyoruz. İlk kez, şarap yalnızca hanedan üyelerine ya da kutsanmışlara ait olmaktan çıkar ve halka iner. Başka bir ifadeyle, şarap içimi demokratikleşir ve artık günlük hayatın bir parçası haline gelir. Tanrıların armağanı yalnızca krallara ya da rahiplere değil, doğrudan halkın tamamına sunulmuştur. Bu nedenle şarap artık sadece tapınaklarda ya da saraylarda değil, tüm şehirde ve devlette yer bulur. Nitekim Euripides Bakhalar eserinde, Dionysos’un şarabın keyfini “zengine… [ve] fakire” verdiğini söyletir; böylece herkes onun “kedere karşı tatlı büyüsünden” faydalanabilsin diye.

Öte yandan, şarap her zaman dinî yaşamın da bir parçası olmuştur. Bunun en büyük nedenlerinden biri, fermantasyon sürecinin ne olduğunun antik dönemlerde bilinmemesidir. Alkolün yarattığı sarhoşluk hali dünyevi değilmiş gibi algılanır, bu da şaraba doğal olarak mistik bir içerik kazandırır. Bu sebeple şarap tarih boyunca tanrılarla ilişkilendirilmiş ve dini ayinlerin ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Nitekim Antik Yunan’da mitolojik tanrılardan biri olan Dionysos, şarap yapımının, meyve bahçelerinin ve meyvelerin, bitki örtüsünün, bereketin, eğlencenin, deliliğin, ritüel çılgınlığının, dini coşkunun ve tiyatronun tanrısıdır. Dionysos ayinleri, kendinden geçme hâlinde yapılan ritüellerdir. Yunanlar M.Ö. 200’lerde Güney İtalya’yı kolonileştirdiklerinde bu ayinler Baküs ayinlerine dönüşmüş ve tarihsel olarak Bacchanalia skandalı olarak bilinen olayları beraberinde getirmiştir. Bu ritüellerde şarap tüketimi oldukça fazlaydı. Antik Yunan ve Roma medeniyetleri, Dionysos ya da Baküs’ün şarabın içinde olduğuna inanırlar ve şarap içerek bir anlamda tanrılarla birlikte olduklarını düşünürlerdi. Bu inanç, bir anlamda Hristiyanlık kültürüne de geçmiştir. Örneğin Hristiyanlar, şarabı İsa’nın kanı, ekmeği ise bedeni olarak kabul edip tüketir ve bu yolla İsa ile birleşirler.

M.Ö. üçüncü ve dördüncü yüzyıla gelindiğinde, şarap neredeyse tüm Yunan toplumunda günlük yaşamın bir parçası haline gelmişti. Sadece Yunanistan içinde değil, aynı zamanda Avrupa’nın diğer bölgelerine de ticari olarak ihraç edilmeye başlanmış, şarap yapım teknikleri bu bölgelere taşınmıştır. Şarapsız toplumları şarapla tanıştıran ilk medeniyet Antik Yunan olmuştur. Özellikle İtalya’nın güneyi şarap üretimine son derece elverişliydi. Bu yüzden Yunanlar bu bölgeye Oenotria / Enotria (Yunanca: Οἰνωτρία, Oinōtría), yani “şarap ülkesi” adını vermiştir. Daha da önemlisi, şarap yapımını öğrendikleri Antik Mısır’a, Helenistik dönemde şarabı geri taşımışlar; bağları genişleterek ticareti artırmış ve Mısır halkının da şarap tüketmesini sağlamışlardır.

Yunan tüccarları ve yerleşimcileri, şarabı yanlarında taşıyarak Boğazlar üzerinden Karadeniz’e, güneye Afrika’ya, batıya İtalya, Fransa ve ötesine kadar seyahat etmişlerdir. Gittikleri yerlere yalnızca şarabı değil, beraberinde medeniyeti de götürmüşlerdir. Ünlü Yunan coğrafyacı Strabon, kendi döneminde Ermenistan’ın büyük bir kısmı, Mezopotamya ve Medya’nın tamamı ile Pers diyarının çoğunda kaliteli üzümler yetiştirildiğini ve iyi şaraplar üretildiğini aktarır.

Yeni bölgelere şarabı ve şarapçılığı tanıtanlar Yunanlardı. Barbar olarak görülen toplumlar bu sayede bağcılıkla tanışmış ve şarap üretmeye başlamışlardır. Antik Yunan coğrafyasındaki en iyi şarapların ise genellikle Ege adalarından geldiği düşünülürdü. Özellikle Chios, Kos, Midilli (Lesbos) ve Thasos adaları bu alanda çok ünlüydü. Ana karadaki kuzey bölge Trakya da bağcılığıyla ün kazanmış, tıpkı adalar gibi kendi adını şaraplara vermiştir. Yunan şarap anlayışı oldukça sofistike ve detaylıydı. Roma’da ise kaliteli şaraplar genellikle Güney İtalya’daki bölgelerden gelirdi.

Bu kârlı ticaret daha sonra Romalılar tarafından devralınmıştır. Romalılar, imparatorlukları içinde mümkün olan her yerde bağcılığı ve şarap üretimini yaygınlaştırmışlardır. Şarap, Roma egemenliği altında bugün ünlü olan Fransa’daki Bordeaux ve Almanya’daki Mosel Vadisi gibi bölgelere kadar ulaşmıştır. Ancak kullandıkları asmaların çoğu Yunan kökenliydi ve Roma’nın en güçlü döneminde bile pek çok Romalı şarap tüccarı Yunanistan’dan geliyordu.

Antik Yunan medeniyeti, aynı zamanda yeni üretim tekniklerini de geliştirmiştir. Örneğin, Antik Mısır’da asma yetiştiriciliği ağaçlara sarılarak yapılırdı; sürünen bir bitki olduğu için yukarı doğru sarılması sağlanır, böylece hem güneş ışığına ulaşması hem de hastalıklardan korunması amaçlanırdı. İlk kez Antik Yunan’da asmalar için çitler kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntem, daha sistematik ve verimli bir üretim sağlarken hasadı da kolaylaştırmıştır. Günümüzdeki modern asma yetiştiriciliğinin temelini bu teknik oluşturur.

Şarap, günlük yaşamın da bir parçası haline gelmişti ve özellikle Symposium adı verilen toplantılarda önemli bir yer tutuyordu. Hafif bir başlangıçtan sonra kadın ve erkekler ayrılır, ayrı ayrı zaman geçirirlerdi. Ardından, genellikle şafak vaktine kadar yemekler yenir ve şarap içilirdi. Bu şaraplar genellikle suyla karıştırılmış, alkol seviyesi düşük türdeydi. Symposium sadece yemek ve içki değil, aynı zamanda entelektüel sohbetin de merkezindeydi. Bu geleneğin Roma’daki karşılığı ise convivium idi. Roma’da şarap ve yiyecekler birlikte tüketilir, zaman zaman kadın ve erkekler bir arada yer içerlerdi. Bu toplumsal toplanma kültürü, cemiyet hayatının içine yerleşmiş ve şarabın hangi sınıfa ait olursa olsun ortak bir gelenek içinde tüketildiği bir anlayışı ilk kez Antik Yunan’da ortaya çıkarmıştır. Bu anlayış günümüzde dahi etkisini sürdürmektedir.